Haber

Bülent Kuşoğlu: Sayın Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet tarihinde olmayan bir şeyi başardı. Başkan Olmasını İstemiyorlar

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, “Sayın Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet tarihinde pek çok ülkede olmayan bir şeyi başardı. Bizden başka partilere bakın; UYGUN Partisi milliyetçi kökenli bir partidir. Demokrat Parti bir partidir. merkez sağ parti “Şöhret partisiydi. Gelecek Partisi ve DEVA Partisi AKP’den kopan partilerdir. Onları bir araya getirip oyun planlarını bozmayı başardılar. Bugün sıkıntı içinde olmalarının ve ellerinin, ayaklarının titremesinin nedeni budur. Bu yüzden Kılıçdaroğlu’nu başkan istemiyorlar. Bu yüzden çevremizde fitne çıkarmak istiyorlar.” .

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (UMAG) ve Sosyal Demokrasi Derneği’nin (SDD) düzenlediği “Cumhuriyetimizin 100. Yılında Demokrasimizin Geleceği ve 2023 Seçimleri” konulu panelde konuştu. Adalet ve Demokrasi Haftası. Kuşoğlu şunları söyledi:

“2023 seçimleri gerçekten çok kıymetli, belki de Cumhuriyet tarihinin en değerli seçimleri. Onun için biz önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, sonra CHP’liler, sonra da özellikle CHP’liler olarak CHP’liyiz.” benim gibi mecliste veya yönetici pozisyonunda.Bunu yapanlar olarak üzerimizde büyük sorumluluk var.Başarısız olursak çok büyük bela olur.Onun için bu dönemi başarıyla bitirmek zorundayız, başka çare yok. çare.bilinmeli.ya başaracağız ya da başaracağız.hepimiz bu görüşteyiz,çok düşünüyoruz..

Konuya gelince düşündüm. Karl Popper adında Avusturya asıllı bir İngiliz filozof var. 1900’lerde yaşamış olan Karl Popper’ın da demokrasi konusunda çok önemli fikirleri vardır. Bana gelen bir sözü var. ‘Demokrasilerde en değerli ve asli mesele seçim yoluyla iktidar değişikliğidir’ diyor. ‘Seçimle iktidarlar değişebiliyorsa demokrasi vardır’ diyor. Dedim, demokrasinin başka bir özelliği kaldı mı? Ama bu dönemi yaşadığımda bunun ne anlama geldiğini çok iyi anladım. İktidarın devletin imkanlarıyla medyayı sıkıştırarak, medyayı kontrol ederek, her türlü gücü kullanarak, seçimle gitmemeye çalışarak iktidardan ayrılmama çabası; Ne yazık ki bu, Karl Popper’ın sözlerinin bir göstergesiyle ilgiliydi. 100 yıl önce kurtuluş mücadelesini bitirip, Cumhuriyeti kurduğumuzda, kurtuluş mücadelesine, kuruluş mücadelesine katılmayan bir zihniyet vardı. İşte bu zihniyet 20 yıldır iktidarda olan zihniyettir. Bakın muhafazakarlar demiyorum. Çünkü o zamanlar Türkiye’de sosyal demokratlarla muhafazakarlar arasında böyle bir ayrım yoktu. Biz o zamanlar tebaaydık, vatandaş da değildik.

O dönemde ölmüş olduğu tahmin edilen İnönü için de ‘muhafazakârlık’ kullanılabilir. muhafazakarlık değil; bazılarını bir kez kullandım, kötüye kullandılar, bu yüzden daha dikkatli kullanmaya çalışıyorum. Ne yazık ki kurtuluş mücadelesine karşı olan o zihniyet, o karanlık günlerde Atatürk’ün mücadelesine destek vermemiş ama sonrasında mücadele başarıya ulaşmıştı. Kurtuluş mücadelesi başarılı oldu, düşmanı kovduk. Yeni bir Cumhuriyet ve devlet kurulması gerekiyordu ve Atatürk bu devleti kurdu, Cumhuriyeti kurdu. Hani beyler yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz dedi, Cumhuriyeti ilan etti. Onlar da buna karşıydılar ve 80 yıl Cumhuriyet ile mücadele ettiler. Bu devleti bozdular. Bu zihniyet devlete karşıydı. Ancak Cumhuriyetin bir meziyeti, demokrasinin bir meziyeti olarak o zihniyet 21 yıl önce, 2002’de iktidara geldi. Bu demokrasi adına, Cumhuriyet adına gurur duyulacak bir olaydır. Kendisine karşı olan, hep eleştiren ve karşı çıkan zihniyet iktidara gelir ve devleti yönetir. Hayal edebilirsiniz? Bu demokrasinin, Cumhuriyetin bir meziyetidir. Ancak bu 21 yıllık süreçte büyük zorluklar yaşandı. Sürekli iktidarda olmalarına rağmen yine de bu Cumhuriyeti, bu demokrasiyi eleştirdiler. Hep eleştirildiler. İktidarda olmalarına rağmen eleştirildiler. Bir şeyleri değiştirmeye çalıştılar, Cumhuriyeti değiştirmeye çalıştılar, kültürünü değiştirmeye çalıştılar ama başaramadılar. Yerine koyabilecekleri bir kültür yoktu. Yani çatalı sol elinizle tutarsınız ya da sağ elinizle alırsınız, bunlarla değişmez. veya ‘TC’ yazısı değiştirilerek değişmez. Çünkü Atatürk ve yoldaşları ile CHP sağlam bir Cumhuriyet, sağlam bir devlet kurmuşlardır. Batı ile doğu arasında, doğu medeniyeti ile batı medeniyeti arasında, yaşam tarzları arasında modernlik için o katı devleti yerine oturtmuştur. Sağlam temeller attı. Onu değiştiremediler, bunu da kabul ettiler. Erdoğan bir gün “Çok şey yaptık ama iktidara geldik ama kültürü değiştiremedik” dedi. Tabi ki değiştiremezler çünkü bu Cumhuriyetin temelleri Atatürk tarafından atılmıştır ve bizim gibi bir parti vardır, CHP. TSK dahil hepsi şu anda değiştirilmiş durumda. Hatta TDK ve Tarih Kurumu’nun yerini ekipleri aldı. Bütün devlet kurumlarına girildi ama CHP var. Onlara karşı mücadele edecek, onlara karşı mücadeleyi örgütleyecek bir tek biz kaldık. Kaldın. Biz o çabayı, muasır medeniyet çabasını gösteriyoruz, bayrağınızı taşıyoruz.

“BU GÜÇÜN EMPERYALİZMİN GÜCÜ OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR”

Bugün Sayın Genel Önderimiz Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözde Altı Sofraları çok yaygınlaştı ama yanlış bir isimdir; Millet İttifakıdır, Altı Masa değil, Millet İttifakıdır, Çağdaş İttifakıdır. Bu ittifakın çok yüksek, çok değerli bir bedeli var. Bizim tarafımızdan yönetilir, yönetilir, organize edilir. Çünkü 80 yıl sonra 20-21 yıldır iktidarda olan bu zihniyet maalesef birilerinin yönlendirmesine tabi. Recep Tayyip Erdoğan’ın geldiğinde sık sık söylediği bir söz var ki artık unutuldu. Bu da ne? ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eş başkanıyım’ diyor. BOP nedir? İslam coğrafyası ile Ortadoğu coğrafyasını bölme projesidir. Burada ülkelerin bölünmesi 22 ayrı devlet üretme projesidir. Biliyorsun çok şey yaptılar. Yeni devletler kendilerine bağlı devletleri oluşturdu. Kuzey Afrika, Libya, Tunus’tan Irak’a; Yemen ve Suriye bunu birçok coğrafyada zaten başardılar ve başarmaya da devam ediyorlar. Erdoğan ile birlikte Suriye’ye müdahalemizin en önemli sebeplerinden biridir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye’de gerçekleşmesi için bilinçli veya bilinçsiz olarak önemli çalışmalar yapılmıştır. Erdoğan’a gelişigüzel bir şey söylemem, vatan hainidir demem ama Türkiye’nin alt kimliklerini ifşa etme, etnik ve mezhepsel kimlikleri ön plana çıkarma çabaları, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını yok etmeye çalışması ve Türklük unutulamaz, unutmamalıyız. Türk Silahlı Kuvvetlerinin çökmesi, yargının çökmesi, devlet kurumlarının çökmesi; Kimin eliyle yapıldılar? Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı tarafından yapılmış değil mi? Bütün bunların başka bir açıklaması yok. Kültürümüzü yok etme girişimi onlar tarafından yapıldı. Başarılamadı çünkü Cumhuriyetin temelleri büyük Atatürk tarafından sağlam atıldı. Bu yüzden başarılı olamıyor. CHP’li oldukları için, Atatürk ilke ve inkılaplarını, muasır medeniyeti, muasır medeniyet yolunda ilerlediğimizi gören aklı başında insanlar olduğu için, siz olduğunuz için, diğer ülkelerdeki gibi onu yok edemez. Unutmamak gerekir ki bu hükümet emperyalizmin hükümetidir ve 20-21 yıldır başka ülkelerde başardığını yapmaya çalışmaktadır. Buna direnen sizsiniz. Bu sizin gücünüz, birlikte gücümüz. Bunu asla unutmamalı, asla küçümsememeliyiz. Geldiğimiz noktada başarılı olduk, çok başarılı olduk. İnşallah bu seçimlerle beraber bu hükümeti de uğurlayacağız. Karl Popper’ın ‘Demokrasi seçilmiş gücün seçimidir’ sözünü yerine getireceğiz. Bu soğuk kış gününde buraya gelip bu saatlerde partinin her etkinliğine, her etkinliğine koşan sizler başarıyorsunuz. Alnından öpülesi insanlarsınız.

Bir gün Genel Başkan’a ‘Düşünen, aklı başında olan herkes size oy verir, onlar CHP’ye oy verir’ dedik. ‘Sadece düşünenler oy versin yetmez’ dedi, ‘başkaları da oy vermeli’ dedi.

“CUMHURİYET İLE BİRLİKTE MİLLET OLDUK”

Çok sonraları Afrika ile ilgili kitaplar ve romanlar okudum. Tarihe bakarsanız Afrika’nın ortak bir kültürü yok, kabileler kıtası. Ulus yoktu, o kabile kültürü devam ediyordu. Farklı diller var, bir araya gelemiyorlar, milliyet özelliğini bir türlü taşıyamıyorlardı. Bu nedenle hiçbir zaman devlet olmadılar. Yani Afrika ülkelerine ‘muz cumhuriyetleri’ denmesinin nedeni, toplum oluşturamamaları, ulus olamamaları ve ortak bir tarihe sahip olamamalarıdır. Birlikte savaştıkları bir savaş yok. Geçmişten gelen ortak bir kültür yok. Böyle bir tarihimiz var, farklı bir kültürümüz var. Birçok ortak özelliğimiz var. Afrika ile kıyaslandığında bu ortak özelliğimiz elbette çok ama çok önemli. Ama özellikle Osmanlı döneminde tebaa olarak yaşadığımız için vatandaş olmadığımız için o dönemde Anadolu insanı yönetici yapılmadı, özellikle Osmanlı döneminde bildiğiniz gibi Enderun’da devşirmeler alınırdı, yöneticilik yapılırdı. Hele Fatih’in İstanbul’u aldığı sadrazamından bu yana Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine kadar Anadolu’dan ve Türklerden hükümdarlar gelmemiştir. Cumhuriyetle ilk defa millet oluyoruz, millet oluyoruz. Bir ulus-devlet yaratıyoruz. Cumhuriyeti kuruyoruz. Atatürk döneminde birkaç kez demokrasiye, çok partili demokrasiye geçmeye çalışıyoruz. Bu çok önemli bir özellik, diğer ülkelerden çok çok farklı. Bu farka inanın millet olarak birbirimizden farklılıklarımız olabilir ama bu İtalya’da daha çok, İngiltere’de daha çok var; Almanya’da, Fransa’da daha çok var. Bize göre çok daha farklı özellikler gösteriyorlar. Aslında çok daha homojeniz.

“YÜRÜTME YETKİSİNİN TEK SEÇİLMİŞ KİŞİ OLDUĞU BAŞKA BİR REJİM YOKTUR”

Bu dönemde bu özelliğimiz daha da ön plana çıkmalıdır. Birlik ve beraberliğimizi göstermemiz gerekiyor. Çünkü o BOP projesi içinde diğer ülkeler gibi bizi de bölmek ve bitirmek istiyorlar. Bu nedenle alt kimlikler ön plana çıkarılmak istenmektedir. Kimsin? Sünnisin, Alevisin, Türksün, Kürtsün, bilmem nesin… Bu özelliklerini ön plana çıkarıp, Türk kimliği altındaki bu alt kimlikleri ön plana çıkararak ülke bölünüyor. . Diğer İslam coğrafyası ile Ortadoğu coğrafyası bu şekilde bölündü. Türkiye’de de bu yapılmaya çalışıldı. Onun için bu dönemde bu özelliğimizi, millet olmamızı, millet olma özelliğimizi ön plana çıkarmamız gerekiyor. Bu özelliği yok etmek için ise şunlara başvurdular; ‘Türkiye bu kadar dertliyse rejimi değiştirelim’ dediler. 2017 yılındaki bu referandumda, 2018 Anayasası geldiğinde Amerikan Büyükelçisinin bir sözü vardı; Başkanlık sistemini destekliyoruz” dedi. Bir büyükelçinin böyle bir olaya müdahale etmesi doğru değil ama maalesef böyle bir açıklama yaptılar. Hala başkanlık sisteminin devam etmesini istiyorlar. Çünkü parlamenter sistemde kuvvetler ayrılığı unsuruna göre örgütlü bir devleti esir almak; tek kişi çünkü bu sistemde yürütmede tek kişi var o da cumhurbaşkanı. Yürütme erkinin seçilmiş tek bir kişiden oluştuğu başka bir rejim yok biliyor musunuz?

Bakanlar, yürütme erki üyesi; Atanmışlar, seçilmiş değiller. Başkan yardımcısı seçilmez, atanır. Bakan yardımcılarının bakanla birebir durumu var. 2017 Anayasamızdan önce gelen Anayasamız ise şu şekildeydi; ‘Bakanlar, bakanlıklarının iş ve süreçlerinden sorumludur’. Yani ‘Bakanlığın politikasının belirlenmesinden ve yaptığı işlerden kendisi sorumludur’ dedi. Çünkü seçilmiş adam, bakan dediğin şeydir. Seçildi, iş ve işlemlerinden de Anayasa’ya göre sorumluydu. Artık değil. Bakanlar sadece cumhurbaşkanına karşı sorumlu, parlamentoya değil. Onlar da seçilmiyor. Belki politikacılar ama bu yeni sistemde siyasi iradeleri de yok. Bugün en son konuştuğumuz yasa ya da haftaya EYT’yi tartışacağız, bu yasa nereden geliyor? Yürütme organından gelir. Yürütme bir yasa hazırlar, bürokratlar bir yasa hazırlar ve Meclis’e gönderir. Bugün çok açık bir şekilde yazıyor, ‘imzaya açık’ deniyor, yasa tasarısı imzaya açılıyor ve hükümet milletvekilleri neyi imzaladıklarının farkında olmadan imzalıyorlar. Eski sistemde kanun teklifi vardı, teklif vardı. Bir vekil tarafından yapılırsa tekliftir; hükümetten gelirse faturadır. Bir ülkenin hukuk ihtiyacı, zaman içinde teknolojideki gelişmeler, her alanda meydana gelen gelişmeler karşısında hukuk ihtiyacı, bu ihtiyacı en doğru şekilde kim belirleyecek? Başvuruyu yapan kişidir. Kanun gereğinin uygulayıcıdan bildirilmesi, kanun taslağının olması ama o kanunu yapması gereken yerde parlamentonun ve yasama gücünün olması en normali. Dünyanın her yerinde böyle bir düzen var. Türkiye’de ne oldu? Getirdikleri Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ‘Kuvvetler ayrılığı var’ dediler. Bakanlar sadece bütçe için gelebilir. Bütçe dışında Meclis’e gelemezler. Hukuk müzakerelerine katılamazlar. Kuvvetler ayrılığıdır. Ama yürütme, yani cumhurbaşkanı, yani seçilmiş tek kişi, yasama organına yani Meclis’e sahip olan ve istediği kanunu çıkarabilen kişidir ve bakanlar da Meclis’e değil, ona karşı sorumludur. Güven oyu yok. Zaten öyle rakamlar var ki, cumhurbaşkanını devirmek için 400’ün üzerinde oy gerekiyor. Bunun yanlış olduğunu, yanlış olduğunu söyleyebilmek mümkün değil. Yani yürütmeye karşı bir şey yapamazsınız.

“ALTI MASASI ÇOK SEMBATİZE SAHİPTİR. 7’DEN DEĞİL, 8’DEN, 9’DAN, 10’DAN SEMPATİLER VAR”

Bu sistem neden kuruldu? Bu BOP sisteminde o bir adamı, bir seçilmiş yetkiliyi, bir yürütme erki temsilcisini kolundan tutup büktüğünüzde bütün ülkeyi büküyorsunuz. İstediğin gibi kontrol edebilirsin, sonra onun için böyle bir sistem getirmişler. Bunu getirirken bakıldı; Türkiye’nin yüzde 70’i belli bir grup, yüzde 30’u ise kesinlikle bir küme. Hep bu yüzde 70’in ikinci cins için de olsa bir orta noktaya gelip bariz parçalardan birini seçeceğini düşündüler. İşte burada Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun aklı devreye girdi, hiç ummadıkları bir şey yaptı; Türkiye’deki sosyal demokrat parti Kemalist partinin başkanı olarak Altı Levha’yı kurdu. Aslında, Table of Six’in birçok sempatizanı var. 7 gibi değil; 8, 9, 10 sempatizanı çoktur. Girebilecek ve destek verebilecek birçok taraf var.

Sayın Kılıçdaroğlu bunu oluşturarak 70’e 30 yapısını değiştirdi. Artık sistem; 50+1 olmadan iktidar olamazsınız. Mecliste iktidar söz meselesi değildir. Biz milletvekilleri olarak gücün gücünü asla kullanamayız. Çünkü artık partiler iktidarda değil, sadece bir kişi iktidarda. Parti iktidarı bitti, artık yeni sistemde. Yeni sistemde mesela 350 milletvekili alsak bile parti olarak bir anlamı yok, karşıda cumhurbaşkanı varsa. Güç orada, güç orada, orada devleti yönetme gücü var ama bu mümkün. Parlamento sadece kendisine gelen kanunları yapmak zorundadır. Devlet gücü en kıymetli güçtür, doğal olarak büyük acılar yaşatmaktadır. Ama burada Sayın Kılıçdaroğlu devreye girdi, Cumhuriyet tarihinde, birçok ülkede olmayan bir şeyi başardı. Bizden başka taraflara bakın; UYGUN Partisi milliyetçi kökenli bir partidir. Demokrat Parti merkez sağ partiydi. Saadet Partisi, Milli Görüş’ün partisiydi. Gelecek Partisi ve DEVA Partisi AKP’den kopan partilerdir. Biri başbakandı, biri başbakan yardımcısıydı, orada Dışişleri Bakanıydı. Davutoğlu, orada Dışişleri Bakanı olarak da görev yaptı. Onları orta noktaya getirmeyi başardı ve oyun planlarını bozdu. Bu yüzden bugün sıkıntı içindeler ve elleri ayakları titriyor. Bu yüzden Kılıçdaroğlu’nu başkan istemiyorlar. O yüzden bu sistemi değiştirmek istiyorlar. Bu yüzden çevremizde fitne çıkarmak istiyorlar. Hiç şüpheniz olmasın, paranın gücünü kullanıyorlar, tehdit ve şantaj yaparak çevremizde fitne çıkartıyorlar. İçimizden biri titrer ve yanlış bir şey söylerse, bil ki bu onun yüzündendir. Yoksa görüşleri değişmedi.

“KURTULUŞ MÜCADELESİNİN KARŞISINDAKİ BU YÖNETİM AKLI, KURULUŞ MÜCADELESİNİN DE KARŞISINDADIR”

Bu hükümetin 21. yılında bu seçimler çok ama çok önemli hale geldi. Bu, Türkiye’nin devam etmesi için bir şarttır. Az önce söylediğim gibi bu iktidar zihniyeti Kurtuluş mücadelesine de karşıydı, kuruluş çabasına da karşıydı. Ama bunu ve iktidara gelmelerini demokrasinin ve Cumhuriyetimizin bir meziyeti olarak aktardım. Bu da güzel ama yine seçimle giderlerse Ortadoğu’da ilk kez İslam’a girmiş bir İslamcı parti seçimle gidebilecek, Cumhuriyet ve demokrasi yerine oturacak. Bu ilk olacak, biliyor musun? İslam coğrafyasında başka örneği yok, Ortadoğu coğrafyasında başka örneği yok. O kadar değerli bir bahis ki kesinlikle başarmamız gerekiyor. Geleceğimiz için değerli olduğu kadar tüm Ortadoğu ve İslam coğrafyası için de değerlidir. Çünkü örnek olabiliriz. Ama bu gerçekleştiğinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türkiye’nin önünün açılacağına ve Türkiye’nin ligde üst sıralara yükseleceğine de inanıyorum. Türkiye’yi kimse durduramaz. Türkiye çok büyük bir potansiyel. Türkiye çok kötü yönetilmesine rağmen işadamları, yatırımcılar oraya buraya gidiyor, yurt dışına yatırım yapıyor, para getiriyor, para buluyor ve Türkiye’nin önünü açıyor. Burada devlet katkısı yok inanın. Kötü, bu kadar kötü yönetime rağmen yapılabilir. Yurtdışından para alıyor. iddia ediyorum; En azından yurtdışında Türk vatandaşlarına ait 200 milyar dolar var. 100 milyar dolar bulalım, Türkiye’yi uçuracağız. Ancak dün birisiyle konuşurken ‘Yurt dışında en az 500 milyar dolar var, o da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ait’ dedi. Bu çok büyük bir miktar, biliyor musun? Çünkü para geliyor; İhaleler bunlar, bunlar falan. Birileri yolsuzluk ve hırsızlıkla kazanıyor. Ondan sonra korkuyor. Bu dönemde para kazananlar tekrar yurtdışına çıkarıyor. Kimden korkuyorlar? Bu gücü ele geçirmesi ihtimaline karşı korkularını alıyorlar. Bu iktidar döneminde kazandı ama bu iktidar döneminde onu dehşetinden yurt dışına çıkarıyor.

Adaletin, demokrasinin, bağımsız yargının olmadığı bir ülkede ne para durur, ne sermaye. Para yoksa sermaye yoksa yatırım da yoktur. Böyle bir ülkede istihdam sağlanamazsa işsizlik olur ve büyük acılar yaşanır. Türkiye şu anda bunu yaşıyor. Resmi rakamlara göre 4 milyona yakın işsizimiz var. Yurt dışında en az 200 milyar dolarımız var. Burada ’20-30 milyar dolar geldi veya gelmedi, Araplar verdi veya vermedi’ ile uğraşıyoruz. Orta Doğu ülkeleri; BAE Suudilere verecek ve onlar gelecek. Bu dönemde orta hal borçlanması yoktur. Devletler sermaye piyasalarından borç alır. Tüketim piyasadan ödünç alınır. Ama bu dönemde devletler bize borç para veriyor ve para gönderiyor. Nedenmiş? Bunu Türkiye’yi istedikleri gibi bükmek için yapıyorlar. Kimse kimseye bedava para göndermiyor mu? Osmanlı döneminde ilk defa 1854 yılında ödünç aldık. O zamanlar padişah II. Abdülmecit idi. Önce ‘Ben almıyorum, tarihe ilk borcu alan padişah olarak geçmek istemiyorum’ dedi II. Abdülmecit ama bir süre sonra almak zorunda kaldı, zorla aldılar. 1854 yılında İngiltere’den ilk borcu aldık, ülke Düyun-u Umumiye’yi kurmak zorunda kaldı. 1879’da yaklaşık 24-25 yıl sonra iflas etti. Osmanlı Devleti borçlarını ödeyemedi; İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Düyun-u Umumiye’yi kuran 9 ülke var. Türkiye’nin gelirlerine el koydular. Böylece 25 yılda iflas etti. Bu zihniyetle benzer bir kaderi yaşıyoruz. 1954’te Osmanlı borçlarını ödedik. Tam 100 yıl sonra. Bu Cumhuriyet 1854’te aldığımız borçlara, 1954’te Osmanlı’nın borçlarına son verdi. İnşallah 100 yıl sonra bu Cumhuriyeti yeniden kuracağız. Hepimize büyük sorumluluk düşüyor. Bu Cumhuriyeti yaşatmak, çocuklarımıza güzel bir miras bırakmak, muasır medeniyetten geri kalmayan bir toplum ve devlet yaratmak için hepimizin sorumluluğuna, emeğine ve emeğine ihtiyacımız var. Yeter ki sizler gibi yurttaşlar olsun, CHP’liler olsun, yeter ki meslek kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının yetkilileri olsun, aklı başında insanlar olsun, kimse bu Cumhuriyeti yıkamaz.”

tortum-haber.xyz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

-
Başa dön tuşu
escort
istanbul escort
istanbul escort
istanbul escort
istanbul escort
istanbul escort
adalar escort
arnavutköy escort
ataşehir escort
avcılar escort
bağcılar escort
bahçelievler escort
bakırköy escort
başakşehir escort
bayrampaşa escort
beşiktaş escort
beykoz escort
beylikdüzü escort
beyoğlu escort
büyükçekmece escort
çatalca escort
çekmeköy escort
esenler escort
esenyurt escort
eyüp escort
fatih escort
gaziosmanpaşa escort
güngören escort
kadıköy escort
kağıthane escort
kartal escort
küçükçekmece escort
maltepe escort
pendik escort
sancaktepe escort
sarıyer escort
şile escort
silivri escort
şişli escort
sultanbeyli escort
sultangazi escort
tuzla escort
ümraniye escort
üsküdar escort
zeytinburnu escort
istanbul escort